top of page

Havacılıkta Operasyonel Orta Kesimin Psikososyal Dinamikleri ve Uçuş Emniyetinin Geleceği

24 Ağu
7 dakikada okunur

Ticari havacılık, yüksek riskli endüstriler arasında dünyadaki en başarılı emniyet rekorlarından birine sahiptir. Mühendislik güvenilirliği, operasyonel standardizasyon, yedekli sistemler, Ekip Kaynak Yönetimi (CRM), Tehdit ve Hata Yönetimi (TEM) ve veri odaklı Emniyet Yönetim Sistemleri (SMS) gibi olgunlaşmış yapılar, gökyüzünü her geçen gün daha emniyetli hale getirmiştir. Havacılıkta insan faktörleri (human factors) disiplini, tarihsel süreçte iki temel tasarım odağı etrafında şekillenmiştir:

  • Ani insan hatalarının önlenmesi

  • ve Ekip koordinasyonunun en üst düzeye çıkarılması.

Bu iki yaklaşım, sistem güvenilirliğinde muazzam kazanımlar sağlamış olsa da, operasyonel emniyetin hemen altında yatan çok kritik bir katmanı büyük ölçüde göz ardı etmektedir.


Bu katman, uçuş ekiplerinin her gün emniyetli performansı üretirken içinde bulundukları bilişsel, duygusal ve kişilerarası koşulları kapsayan "psikososyal" katmandır. Havacılıkta ruh sağlığı ve insan faktörleri tartışmaları ne yazık ki genellikle trajik ve aşırı uçlardaki kriz olayları üzerinden yürütülmekte, düzenleyici otoritelerin refleksleri ise akut psikolojik bozuklukları tespit edip bu kişileri sistem dışına itmek (eleme yöntemi) üzerine kurulmaktadır. Sonuç olarak, sistemin zihinsel sağlık mantığı uçlardaki istisnalara göre şekillenirken, bu dağılımın tam ortasında yer alan, aktif olarak uçuş yapan ve günlük iş yükünün getirdiği kronik psikososyal stresörlerle baş etmeye çalışan devasa bir profesyonel nüfus adeta görünmez kalmaktadır.


Bu yazıda, havacılık emniyeti literatürüne yön veren güncel sosyoteknik yaklaşımlar ışığında, kokpitteki bu sessiz ama kritik çoğunluğu ele alacağız. Araştırmacılar Kimberly Perkins, William R. Hoffman ve Daan Vlaskamp tarafından 2026 yılında yayımlanan "Designing for the Operational Middle: A Sociotechnical Framework for Integrating Psychosocial Risk Into Aviation Human Factors and Safety Management" başlıklı öncü çalışmayı temel alarak; havacılıkta psikososyal risklerin nasıl yönetilmesi gerektiğini, "Operasyonel Orta Kesim" kavramını ve emniyet kültürümüzü bir üst seviyeye taşıyacak somut çözüm önerilerini inceleyeceğiz.


Operasyonel Orta Kesim: Görünmeyen Profesyonelleri Tanımlamak

Havacılıkta ruh sağlığına yönelik geleneksel yaklaşımlar, sistemin emniyetini tehdit eden unsurları sadece "akut kriz" veya "tam sağlıklı olma" şeklinde iki kutuplu bir düzlemde ele alır. Oysa epidemiyolojik veriler, genel popülasyondaki ruh sağlığı yükünün çok büyük bir kısmının akut psikiyatrik krizlerden ziyade, hafif ila orta şiddetteki kronik stresörlerden kaynaklandığını göstermektedir. Örneğin, Kessler ve arkadaşlarının yaptığı kapsamlı bir araştırma, genel popülasyonda görülen psikolojik rahatsızlıkların yaklaşık %77,7’sinin hafif veya orta düzeyde kategorize edildiğini ortaya koymuştur. Her ne kadar bu veriler doğrudan pilot popülasyonuna uyarlanamasa da, genel insan psikolojisi açısından yükün nerede biriktiğini göstermesi bakımından son derece çarpıcıdır.


Havacılık sahasında bu gri alanda kalan nüfusu tanımlamak için "Operasyonel Orta Kesim" (Operational Middle) kavramı kullanılmaktadır. Operasyonel orta kesim, şu dört koşulu eş zamanlı olarak karşılayan havacılık profesyonellerini ifade eder:

  • Geçerli bir uçuş tabipliği lisansına (tıbbi sertifikaya) ve operasyonel yetkilendirmeye sahip olmak.

  • Emniyet açısından kritik görevlerde (kokpitte, kabinde veya hava trafik kontrolünde) aktif olarak çalışıyor olmak.

  • Yorgunluk, uyku düzensizlikleri, sosyal izolasyon, yoğun bilişsel iş yükü ve hafif ila orta düzeyde psikolojik yıpranma gibi kronik psikososyal yükleri yönetiyor olmak.

  • Akut bir bozukluk sergilemedikleri için mevcut izleme, denetim veya kurumsal destek sistemlerinin radarına girmemek, dolayısıyla veri tabanlarında görünmez kalmak.


Bu görünmezlik, operasyonel orta kesimin ikincil bir özelliği değil, bizzat sistem tasarımının yapısal bir sonucudur. Mevcut denetim ve izleme araçları, yalnızca akut bozuklukları veya iş göremezlik durumlarını tespit etmek üzere kalibre edilmiştir. Dolayısıyla, sistem kendisini korumak için tasarladığı filtrelerle operasyonel orta kesimi adeta filtre dışı bırakmaktadır. Ancak bu profesyonellerin sistem verilerinde "sorunsuz" görünmesi, onların kronik bir yük taşımadıkları anlamına gelmez. Sadece kullandığımız ölçüm araçlarının yanlış veya yetersiz olduğunu gösterir.

Havacılık, doğası gereği psikososyal yüklerin biriktiği ve birbirini tetiklediği benzersiz bir çalışma ortamı sunar. Düzensiz uçuş programları ve sirkadiyen ritim bozuklukları nedeniyle kronik yorgunluk maruziyeti, günlerce süren yatı görevlerinin getirdiği sosyal izolasyon, karar alma mekanizmalarının omuzlara yüklediği yüksek sorumluluk ve kokpit kültürünün tarihsel olarak dayattığı "duyguları kutulama/bastırma" beklentisi bu birikimi hızlandırır. Havacılıkta yazılmamış bir kural olarak kabul gören "kötü gün hakkı olmama" (no bad days) beklentisi, pilotların kişisel zorluklarını operasyonel olarak tamamen görünmez kılmalarını gerektirir. Ancak bu durum, bireysel bir baş etme yeteneği sorunundan ziyade, sistemin kendisinden kaynaklanan sosyoteknik bir problemdir.


Sosyoteknik Yaklaşım ve Ruh Sağlığının Beş Katmanlı Modeli

Sosyoteknik sistemler (STS) teorisi, kökeni Trist ve Bamforth’un İngiliz kömür madenciliği üzerine yaptıkları çalışmalara dayanan ve Clegg tarafından olgunlaştırılan köklü bir disiplindir. Bu teoriye göre, karmaşık iş ortamlarında yüksek performans ve emniyet, ancak teknik ve sosyal alt sistemlerin ortaklaşa optimize edilmesiyle mümkündür. Bu iki alt sistem birbirine derinden bağımlıdır; birinde yapılan herhangi bir değişiklik, kaçınılmaz olarak diğerini de etkiler.


Havacılık sektörü, sosyoteknik düşünceyi uçak-otomasyon etkileşimi, hata yönetimi ve SOP tasarımlarında uzun yıllardır çok başarılı bir şekilde uygulamaktadır. Ancak aynı yaklaşım, uçuş ekiplerinin stres altında eğitildikleri davranışları sergileyip sergileyemeyeceğini belirleyen psikososyal koşullara nadiren uygulanmıştır. Havacılıkta ruh sağlığı, genellikle emniyet mimarisinin dışında, adeta bir "İnsan Kaynakları" veya "çalışan esenliği" projesi gibi ele alınmaktadır. Oysa psikososyal koşullar, emniyetli performansın doğrudan birer belirleyicisidir ve bu yüzden doğrudan emniyet mimarisinin içinde yer almalıdır. Dünya Sağlık Örgütü’nün (2022) ruh sağlığını "bireyin hayatın stresleriyle baş edebildiği, öğrenebildiği, iyi çalışabildiği ve topluma katkıda bulunabildiği bir esenlik durumu" olarak tanımlaması da bu görüşü destekler. Havacılıkta emniyet, tam olarak bu yeteneklerin (stres altında adaptasyon, bilişsel esneklik ve ekip koordinasyonu) korunmasına bağlıdır.


Bu ilişkiyi daha net görebilmek adına, havacılık sosyoteknik sistemini beş farklı tasarım katmanına ayırarak inceleyebiliriz:


  • Katman 1: Teknik Katman: Uçaklar, otonom sistemler, göstergeler ve sensörler. Havacılık insan faktörleri disiplininin en olgunlaştığı ve üzerinde en çok çalışılmış yüzeydir.

  • Katman 2: Usulsel Katman: SOP, kontrol listeleri, standart çağrılar ve brifingler. Regülasyonların ve uyum denetimlerinin en yoğun uygulandığı alandır.

  • Katman 3: Ekip Koordinasyonu Katmanı: İletişim kurma, liderlik, iş yükü dağılımı ve stres altında karar alma gibi gözlemlenebilir ekip davranışları. CRM ve Kanıta Dayalı Eğitim (EBT) bu katmanı davranışsal göstergelerle başarıyla ölçmektedir.

  • Katman 4: Psikososyal Katman: Katman 3’teki gözlemlenebilir davranışların stres altında ortaya çıkıp çıkamayacağını belirleyen içsel ve yapısal zemin. Duygusal regülasyon, yorgunluk ve dinlenme dinamikleri, ekip düzeyinde Psikolojik Güvenlik, yardım arama davranışları ve kronik stres yönetimi bu katmanda yer alır.

  • Katman 5: Paydaş Çevresi: Düzenleyici otoriteler, ticari baskılar, yolcu beklentileri ve sendikal ilişkiler gibi sistemin dış çevresini oluşturan dinamikler.


Bu modelde Katman 3 ve Katman 4 arasındaki ayrım son derece kritiktir. Katman 3 ekip üyelerinin operasyon sırasında "ne yaptığını" (gözlemlenebilir davranışlar) incelerken, Katman 4 bu davranışların arkasındaki "enabling substrate" yani kolaylaştırıcı altyapıyı tanımlar. Örneğin duygusal zeka, Katman 3’te gözlemlenebilir bir iletişim becerisiyken, Katman 4’te bireyin içsel duygu düzenleme kapasitesidir. Bugün havacılıkta Katman 4, üzerine sistemli bir eğitim müfredatı veya davranışsal değerlendirme aracı geliştirilmemiş, adeta "kendi haline bırakılmış" bir tasarım alanıdır. Operasyonel orta kesim ise gücünü ve zayıflıklarını tamamen bu ihmal edilmiş psikososyal katmandan almaktadır.


Sistemik Tıkanıklık: İçeriden ve Dışarıdan Gelen Sinyaller

Sistem tasarımının değişmesi gerektiğini gösteren iki çok güçlü sinyal bulunmaktadır. Bu sinyallerden birincisi sistemin içindeki iş gücünden, ikincisi ise sistemin dışındaki en önemli paydaş olan yolculardan gelmektedir.


İçsel sinyal, havacılık çalışanları arasında küresel düzeyde görülen "yardım aramaktan kaçınma" (help-avoidance) eğilimidir. Yapılan araştırmalar, pilotların tıbbi sertifikalarını kaybetme korkusu nedeniyle profesyonel psikolojik veya tıbbi destek almaktan aktif olarak kaçındıklarını açıkça ortaya koymaktadır. Pilotlar, resmi destek kanalları yerine akran ağları, isimsiz internet forumları veya kendi kendine yönetim stratejileri gibi gayriresmi yollara başvurmaktadır. Bu durum, bireysel bir çekincenin ötesinde, sistem tasarımı ile çalışan davranışının uyuşmadığını gösteren çok net bir sistemik geri bildirimdir. Raporlama sistemlerinde ceza korkusunun bilgi akışını kesmesi gibi, sertifika kaybı korkusu da tıbbi yardım arama davranışını bastırmaktadır.


Dışsal sinyal ise yolcuların algısındaki büyük dönüşümdür. Dr. Kimberly Perkins ve arkadaşlarının (yayımlanmamış çalışma) 2.772 yolcuyla gerçekleştirdiği geniş ölçekli bir anket çalışması, seyahat eden halkın havacılık emniyeti tanımını genişlettiğini göstermektedir. Katılımcıların %93,2’si pilotların ruh sağlığı ve psikososyal esenliği ile uçuş emniyeti arasında doğrudan bir bağ kurmaktadır. Dahası, yolcuların %59,3’ü uçuş ekiplerinin psikososyal destek süreçlerine yatırım yaptığını kanıtlayan havayolu şirketleri için daha yüksek bilet fiyatları ödemeye hazır olduklarını beyan etmiştir. Yolcular, emniyetin sadece teknik ve usulsel mükemmellikten ibaret olmadığını, kokpitteki insanın içsel durumuyla da doğrudan ilişkili olduğunu fark etmiş durumdadır. Bu iki sinyal aynı noktaya işaret etmektedir: Havacılığın sosyal sözleşmesi değişmektedir ve emniyet mimarisi bu yeni gerçekliğe uyum sağlamak zorundadır.


Psikososyal Dayanıklılığı Eğitime Entegre Etmek

Operasyonel orta kesime ulaşabilmek ve psikososyal riskleri yönetebilmek için kriz anlarına odaklanan "paralel" veya "ayrıştırılmış" sistemler kurmak yerine, bu yetkinlikleri mevcut eğitim mimarimizin (CRM ve EBT) içine entegre etmeliyiz. Bu entegrasyon, pilotların klinik teşhis süreçlerini değil, onların stres altındaki operasyonel adaptasyon yeteneklerini geliştirmeyi hedeflemelidir.


Gelişen havacılık araştırmaları, bu dönüşümü gerçekleştirmek için kullanabileceğimiz çok somut ve pratik araçlar sunmaktadır. Örneğin, spor ve performans psikolojisinde uzun yıllardır kullanılan dikkat kontrolü, duygu regülasyonu ve zihinsel toparlanma teknikleri havacılık eğitimlerine başarıyla aktarılabilir. Benzer şekilde, simülatör eğitimlerinde uygulanan "irkilme ve şaşırma yönetimi" (startle-management) müdahalelerinin, pilotların ani stres anlarında bilişsel kapasitelerini çok daha hızlı toparlamalarını sağladığı saptanmıştır. Ayrıca kabin ekiplerinde yapılan çalışmalar, bireysel öz-yeterlilik (self-efficacy) algısını güçlendirmenin, uzun vadeli psikososyal yıpranmayı ve stres kaynaklı emniyet açıklarını ciddi şekilde azalttığını göstermektedir.


Bu yetkinliklerin mevcut CRM ve EBT yapılarına dahil edilmesi sanıldığı kadar karmaşık değildir. Güncel EASA ve uluslararası CRM yetkinlik modelleri, Duygusal Zeka ve Psikolojik Güvenlik gibi unsurlarla zaten büyük oranda örtüşmektedir. Eğitim süreçlerinde yapılması gereken, bu psikososyal becerileri gözlemlenebilir davranışsal göstergelere (behavioral markers) dönüştürmektir. Ancak burada çok hayati bir kırmızı çizgi bulunmaktadır: Eğitim süreçlerinden elde edilen psikososyal performans veya gelişim verileri, pilotların tıbbi sertifikasyon ve lisanslama süreçlerinden tamamen bağımsız ve korunaklı olmalıdır. Çalışanların sisteme güvenmediği, verilerinin kendilerine karşı bir eleme aracı olarak kullanılacağından korktuğu bir senaryoda hiçbir psikososyal eğitim veya iyileştirme programı başarıya ulaşamaz.


Sonuç

Operasyonel orta kesim, havacılık insan faktörleri disiplininin bugüne kadar etrafından dolaştığı ama doğrudan üzerine odaklanmadığı en büyük tasarım problemidir. Gökyüzündeki günlük emniyet performansımız, akut krizdeki azınlığa değil, her gün kronik stresörleri yöneterek görevini başarıyla sürdüren bu görünmez çoğunluğa emanettir.


Sosyoteknik sistemler teorisinin bize öğrettiği gibi, teknik mükemmellik tek başına emniyeti garanti edemez. Geçmişte CRM, kokpit içi koordinasyonun da mühendislik kadar önemli bir tasarım alanı olduğunu kabul ederek havacılıkta bir devrim yaratmıştır. Bugün ise, o koordinasyonun altında yatan psikososyal koşulları emniyet mimarimizin resmi bir parçası haline getirecek yeni bir dönüm noktasındayız. Psikolojik güvenliği destekleyen, duygusal zekayı ve dayanıklılığı standart birer operasyonel yetkinlik olarak eğitime dahil eden proaktif bir yaklaşım, havacılık emniyetinin gelecekteki en büyük teminatı olacaktır. Unutulmamalıdır ki kokpit, sadece göstergelerden ve düğmelerden oluşan teknik bir alan değildir; kokpit, her şeyden önce insanın içinde yaşadığı ve emniyeti her an yeniden ürettiği psikososyal bir çevredir.


Eğitim, Danışmanlık ve Psikolojik Danışmanlık için; info@anahtaregitim.com


Kaynak:

Perkins, K., Hoffman, W. R., & Vlaskamp, D. (2026). Designing for the Operational Middle: A Sociotechnical Framework for Integrating Psychosocial Risk Into Aviation Human Factors and Safety Management. Human Systems Engineering and Design (IHSED 2026), 237, 92–104.

Yorumlar


  • Facebook
  • Twitter
  • LinkedIn
  • Instagram
  • YouTube

Gönderdiğiniz için teşekkür ederiz!

bottom of page